Yazılarımı yakından takip edenlerin de hatırlayacağı üzere en başından bu yana
2008 Küresel Finansal Krizi’nin henüz bitmediğini, dönem dönem şekil ve içerik
değiştirerek karşımıza çıkmaya devam ettiği görüşünü savunuyorum. Hatta küresel
ekonominin hiçbir zaman tam anlamı ile düzelmeyeceği konusunda da artık
neredeyse “sabit fikirli” hale geldim.
2008’den bu yana süren ve bana göre “kendi kendini besleyen krizler döngüsü”
haline gelmiş küresel finansal sistemin 1944 yılında Bretton Woods Konferansı ile
oluşturulmuş yapısı sorgulanmadan ve hatta değiştirilmeden dünya krizlerle
yaşamaya devam etmeye mahkum. Hatta nüfus artış hızından çok daha hızlı artan
istek ve arzuların beslediği ve kapitalist sistemin tetiklediği ihtiyaç fazlası talebin
artmaya devam etmesi de krizlerle beraber sosyal sorunların da ana kaynağını
oluşturuyor.
Hal böyle olunca da 1944 yılında mevcut küresel finansal sistemi tesis eden ABD
ekonomisinde ve hatta ABD Merkez Bankası Fed’de olan biten her şey dünyanın geri
kalanını yakından ilgilendiriyor.
Bu olan biten şeyler içinde şu anda en çok odaklandığımız konuların başında ise
küresel rezerv paranın sahibi Fed’in ne yapacağı geliyor. Fed’i izlerken de Fed
Başkanı Powell’ın açıklamalarının satır aralarını doğru okumak gerekiyor.
Hafta içinde Powell, ABD Senatosu'nun Bankacılık Komitesi'ndeki yarıyıl sunumunda
daha fazla iyi verinin enflasyonun hedefe ilerlediğine dair güveni artıracağını ve son
verilerin 'mütevazi bir ilerlemeye' işaret ettiğini söyledi. Ayrıca Powell, 2024 yılı ilk
çeyrek verilerinin enflasyon patikasında Fed’in indirimini gerektirecek büyük güveni
desteklemediğini belirtti. Ancak Powell’ın işgücü piyasası ve ekonominin geneline
ilişkin değerlendirmelerinin ardından Fed’in Eylül ayında faiz indirimi olasılığı %70’in
üzerine yükseldi. Böylelikle hem küresel tarafta hem de içeride şimdiden yıl sonuna
yönelik değerlendirmeleri daha yoğun yapmaya başladık.