Çocukluğumdan beri duyarım; argoda ‘taş kafa’ ya da ‘beyinsiz’ yerine
kullanılır: “NATO kafa, NATO mermer!”
Uzun yıllar, bu deyişin NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı) ile ne ilgisi
olabilir diye düşünüp durmuştum. Yine de NATO sözcüğünün pejoratif anlamda
kullanılması hiç rahatsız etmiyordu… Öyle ya, NATO’ya, CENTO’ya ve ABD dümen
suyunda hareket eden bilumum uluslararası kuruluşa karşıydık!.. Hele de NATO’ya!
Tabii şimdi ‘arama motorları’ imdada yetişiveriyor… Efendim, Yunanca’dan
geliyormuş. Orijinali; “Na to kefali, na to mermari” (İşte kafa, işte mermer) imiş… Bu
sözü ilk defa bir Yunanlı milletvekilinin Parlamento’da kullandığı iddia ediliyor. Trakya
üzerinden de bize, NATO diye intikal etmiş…
Bu gerçeği bilmeme rağmen, ne zaman “Nato kafa, nato mermer!” sözünü
duysam, olayı NATO’ya bağlamak gelir içimden… NATO’ya hâlâ inanan bir beyin,
ancak mermer gibi taşlaşmış, kıvrımsız ve lobsuz olabilirdi çünkü…
Geçmişe oranla sanki bu sefer durum farklı… Türkiye, “NATO Liderler
Zirvesi”ne çok daha farklı bir algıyla katılıyor. Genellikle ülkemiz aleyhine yanlı
analizlerine rastladığım Alman vakfı SWP’de (Stiftung Wissenschaft und Politik - Bilim
ve Siyaset Vakfı) yayınlanan bir makaleye göz atalım isterseniz…
4 Temmuz’da Yaşar Aydın imzasıyla yayınlanan yazıda; NATO meselesine
‘Türkiye’nin Avrupa için önemi’ açısından yaklaşılıyor. Dışişleri Bakanımız Hakan
Fidan’ın Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika, İran, Mısır, Etiyopya, Birleşik
Arap Emirlikleri’nin ortak olduğu BRICS’e bizim de her an üye olabileceğimiz
açıklamasına dikkat çekilmiş. Gelin buna bir de Astana’daki “24’üncü Devlet
Başkanları Zirvesi” vesilesiyle Türkiye’nin “Şanghay İşbirliği Örgütü”ne
katılabileceğinin Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından ima edilmesini, Türk
Devletleri Teşkilatı’nın hızla gelişmesini, ülkemizin “İslam İşbirliği Teşkilatı”nı
sürekli motive ederek harekete geçirmeye çalışmasını ekleyin…